GÖSTERİ TOPLUMU- GUY DEBORD

GUY DEBORD, GÖSTERİ TOPLUMU, (ÇEV. AYŞEN EKMEKÇİ, OKŞAN TAŞKENT) İSTANBUL: AYRINTI YAYINLARI, 1996

GİRİŞ

Guy Debord (d.28 Aralık 1931 Paris- ö.30 Kasım 1994 Champot) Fransız Marksist filozof, yazar ve sinemacıdır. 1931'de Paris'te doğan Debord, babasını küçük yaşta kaybetmiştir.  Paris Üniversitesi'ndeki Hukuk eğitimini yarıda bırakarak sanat çalışmalarına ağırlık veren Debord bu dönem birçok şiir ve yazı yayınlamıştır. l950'de yıkıcı bir "sanat" akımı olarak ortaya çıkmış̧ olan “Lettrist Entemasyona”le katılmıştır. l952'de yaptığı deneysel “Hurlements en Favoeur de Sade” filminin ilk gösterimi sırasında çıkan olaylar ve Lettrist’lerden gelen ağır eleştiriler neticesinde Letrizm akımından kopmuştur. İlk önemli yazıları, grubun çıkardığı “Potlatch” adlı dergide yayımlamıştır. Aynı yıl Paris'e gelen Charlie Chaplin'in yaptığı basın toplantısına baskın yaparak onu faşistlikle suçlayan dört kişilik grupta oynadığı rolle adını duyurmuştur. 1957'de “Memoires” adlı bir kitap yayımlamış, yayımladığı bu kitabını kendisi yazmamış̧, çeşitli kitap, dergi ve gazetelerden aldığı paragrafları, cümleleri, sözcükleri, bina ve şehir planlarını, reklam panolarını, karakterler, reprodüksiyon ve fotoğrafları gelişigüzel bir biçimde bir araya getirmiş̧, arkadaşı Danimarkalı ressam Asger Jorn da çeşitli leke ve renkli çizgilerle kitaba katkıda bulunmuştur. Aynı yıl Avrupalı birkaç avangart ve devrimci grubunun bir araya gelmesiyle oluşan ve 1968 olayları üzerinde çok önemli bir etkisi olduğu bilen “Sitüasyonist Enternasyonal”in kurucuları arasında yer almıştır. 1972’de sitüasyonist hareket kendini feshetmiştir. Bu dönem sinema çalışmalarına ağırlık vererek “Society of the Spectacle” (1973) ve otobiyografik içerikli "In Girum Imus Nocte Et Consumimur Igni" (1978) filmlerini çekmiştir. Alkol bağımlılığı hayatında sürekli bir sorun olan Debord, ömrünün sonuna kadar bundan kurtulamamıştır. Debord, 30 Kasım 1994 tarihinde, kalbine ateşlediği silahla kendini öldürmüştür.[1]

Guy Debord‘un 1967 yılında yayımladığı en tanınmış kitabı olan Gösteri Toplumu kuramsal bir kitaptır. Yıkıcı bir eleştiri nitelinde olan bu kitap bir manifesto özelliği de göstermektedir. Debord, Gösteri Toplumu’nu 1967 yılında, etkileri tüm dünyaya dalga dalga yayılan ’68 olaylarının hemen öncesinde, dönemin gerilimli, huzursuz ve karamsar atmosferinde yazmıştır ve bu karamsarlık kitabının her yerinde kendini hissettirmektedir. Debord’un kitabını yazdığı zamanın atmosferini hissettiren bu karamsarlık, 1988 yılında yazdığı Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar ‘da daha belirgin ve yoğunlaşmış olarak sürmektedir.

Debord, Gösteri Toplumu'nun ilk baskısında kendi portresini şöyle çizmektedir: “Guy Debord. Kendine soracak olursanız sinemacıdır. 1957 yılında kurulmuş̧ olan Sitüasyonist Enternasyonal'in kurucularından ve üyesidir. Enternasyonal'in Fransa yayınlarının sorumluluğunu uzun süre üstlendi. Sitüasyonist ajitasyonun yayıldığı birçok ülkede, özellikle Almanya, İngiltere ve İtalya’da bu örgütlenmenin çeşitli faaliyetlerine de (Gondi veya Decaycux adı altında) kimi zaman katıldı. 1967 yılında Gösteri Toplumu'nu yayımladı. Ertesi yıl, l 968 Mayıs karışıklıkları sırasında en aşırı akımın öncüleri arasında yer aldı. Bu olayların ardından, Avrupa ve Amerika'daki aşırı-solcular üzerinde tezlerinin büyük etkisi oldu. Fransız. 193 l'de Paris'te doğdu.”

GELİŞME

Guy Debord Gösteri Toplumu adlı eserinin ilk bölümünde “gösteri” nin ne olduğunu tanımlamıştır.  Ancak onun tanımı salt bir fenomeni açık seçik tanımlamaktan çok onun tezahürlerini ele almak şeklindedir. Debord’a göre gösteri  modern üretim koşullarının hakim olduğu toplumlarda görülen ve tüm toplum yaşamının devasa bir birikimidir. Bu birikim temsiller[2] aracılığıyla gerçekleşmektedir. Her biri gerçek görünümünden kopmuş olan bu temsiller, yaşamın gerçek birliğini yeniden kurmanın mümkün olmadığı bir akışta birleşerek, kendi sahte dünyalarını oluşturmaktadır. Debord’a göre genel anlamda gösteri onun deyişiyle ‘yaşamın somut tersyüz edilişi olarak, canlı olmayanın özerk devinimidir.’

Gösteri hem toplumsal bir gerçek hem de bu toplumsal gerçekliği birleştirici görevini üstlenmiş bir aracıdır. Toplumsal gerçekliğin bütün bakış ve bilinçlerini bir araya getiren bir sektördür. Kendi bütünlüğü içerisinde ele alındığında gösteri, mevcut üretim tarzının hem sonucu hem tasarısıdır. Toplumsal gerçeklik içerinde hakim olan yaşamın ya da istenilen yaşamın bir modelidir. Önceden seçimi yapılmış ve toplumun her alanında bu seçimin gerçekleştiğinin göstergesi olan bir tüketimdir. Gösterinin içeriği ve biçimi, bireyin var olan modern üretim sürecinin dışında geçirdiği zamanının sürekli meşguliyetidir.

Modern endüstriye dayanan toplumlar temelde gösteri yanlısıdır. Ekonomik veya teknolojik olarak ilerleme bir anlam ifade etmez, gösteri için önemli olan kendisini bu gelişmelerle ortaya koyabilmektir. Gelişen ekonomik davranış bireyleri kendi gerçekliğine boyun eğdirdiği sürece gösteri bireyleri kendine bağlı kılmaktadır. Gösteri şeylerin üretimine sadık kalındığının bir yansımadır.  Yüzeysel olarak kitle iletişim araçlarının sınırlı görünümü altında ele alınan gösteri, basit teknolojik gelişmelerin toplamı gibi veya  yansız olarak değerlendirilemez, aksine bu araçlar gösterinin bütüncül devinimine yardımcı olan araçlardır. Debord bunu şu şekilde açıklar:

Eğer böyle tekniklerin geliştiği çağın toplumsal ihtiyaçları sadece bu teknikler dolayımıyla tatmin edilebiliyorsa, eğer bu toplumun yönetimi ve insanlar arasındaki bütün bağlantılar artık sadece bu anlık iletişim gücünün aracılığıyla uygulanabiliyorsa bunun nedeni bu ‘İletişim’in temelde tek yanlı olmasıdır; bu ‘İletişim’in yoğunlaşması, belirlenmiş̧ bu yönetimin sürmesini sağlayan araçların var olan sistemin yönetiminin elinde toplanmasına denk düşer.

Gerçek dünyanın temsiller aracılığıyla doğrudan doğruya değil de istenilen şekilde algılanmasını sağlamak için uzmanlaşmış farklı dolayımlarla gösterme eğilimindedir. İnsanın ayrıcalıklı duyusu tarihsel süreçte dokunmadan görmeye dönüşmüştür. Gösteri en soyut ve en aldanabilir duyu olan görme duyusunu  kabul etmektedir, diyaloğun karşıtıdır. Kendisini temsilin olduğu her yerde görme üzerine kurmaktadır.

Debord’a göre gösterinin kökeninde yatan şey, en eski toplumsal uzmanlaşma olan iktidarın uzmanlaşması yer almaktadır. Dolayısıyla gösteri bütün diğerleri adına konuşan uzmanlaşmış bir etkinliktir. Toplumsal iş bölümünün kurumsallaşması ve sınıfların oluşumu iktidarları meşrulaştıran mitsel düzeni oluşturmuştur. Kutsal olan, toplumsal gerçekliğin yapamadığı, efendilerin çıkarlarına uygun düşen şeyi doğrulamıştır. Bu anlamda Debord’a göre aslında toplumsal gerçek içerisinde her iktidar bir gösteridir, ancak bireylerin hepsi tarafından kabul edilip, meşrulaştırıldığından, bu temsil geniş anlamda birleştirici bir kabul olarak ifade edilmektedir. Modern toplumlarda ise gösteri, toplumun yapabileceklerini ifade eder, ancak bu izin verilmiş olan şeyin yapılabileceği anlamına gelmektedir. Bu anlamda Gösteri hem eski zamanlarda hem de modern zamanlarda varoluş koşullarındaki pratiklerin küçük değişikliklerine dayanan bilinçsizliğin korunmasıdır. O kutsal görünümüne bürünmüş bir sahtekarlıktır. Gösteri bu sahtekarlığı kendisinin ne olduğunu yine kendisi göstererek bilinçleri yanıltır.

Gösterinin görünür kıldığı dünya, gerçekliğin üzerinde hakim olan meta dünyasıdır. Standartlaşma ve uzmanlaşmış işbölümü gelişmesiyle modern iktisadi üretim için artık üretimin sürekliliği kadar tüketimin sürekliliği de bir görev haline gelmiştir. Bu anlamda meta artık sadece üretimin yarattığı artı ürün değil, toplumun satılabilir bütün emeği haline dönüşmüştür. Bu emeğin kullanılabilir hale gelmesi, bütün içerinde bir anlam ifade eden ancak parçalar halinde bir anlam ifade etmeyen metanın yine mutlak olarak ayrılmış, parçalanmış şekilde bireye geri gelmesi ile mümkündür. Başlangıçta üretim sürecine sadece kas gücü olarak dahil olan ve insani yönü dikkate alınmayan işçi artık tüketici ismi altında üretim sürecinin baş noktasına oturtturulmuştur. Böylece gösteri sürekli hale gelen bir ‘afyon savaşı’na dönüşmüştür. Gösteri malları metalar haline dönüştürerek, yasalarını kendisinin belirlediği ve giderek büyüyen bu mücadelede ayakta kalabilmek için insanlara kabul ettirmeyi amaçlamaktadır.

Debord’a göre gösterinin taşıyıcısı olan toplum azgelişmiş bölgeleri sadece iktisadi hegemonyası ile egemenliği altına almaz. Onlara gösteri toplumu olarak da egemen olur. Gösteri toplumunun yönetici sınıfı bu  programı belirler ve bu programın oluşumunda yönlendir. Tıpkı insanların sahip olmayı çok istedikleri metalar gibi, yerel yöneticilere toplumları için sözde geçerli olan yanlış ideolojik metalar, siyasi yönelimler sunarlar. Bölgesel düzeyde bu metalar işler gibi gözükseler de global anlamda siyasi uzmanlaşmanın, gösteri toplumunun yöneticilerinin siyasi çıkarlarının dünya çapında bölünmesini ifade etmektedir. Gösteriye dair görevlerin bölünmesi, mevcut düzenin büyük bölümünü ve özellikle de düzenin gelişmesinde hakim olan kutbu korumaya yöneliktir. Gösterinin hakim olan kutbunun kökeni zenginleşmiş ekonomide yatmaktadır. Yerel yöneticiler her ne kadar kendine yeterliliği hedefleyen yönelimler içerisinde bulunsalar da gösteri toplumunun yöneticileri bu duvarları yine kendi yarattıkları temsillerle aşarak hedefledikleri pazarlara girerler.

Debord gösterinin parıltılı oyalayıcılığının altında modern topluma hükmeden bir bayağılaşmanın olduğu ileri sürmektedir. Bayağılaşma hareketi; seçilen rol ve nesnelerle gelişmiş meta tüketimini çoğaltarak modern topluma her noktadan egemen olmaktadır. Yaşayan insanın gösterideki temsili olan ünlü kişi, bu olası rolün kendisinde somutlaştırılmasıdır. Ünlü kişiler yaşam tarzları ile toplumda ulaşılması gereken ‘ideal ‘in ne olduğunu temsil ederler. Gösterinin ünlü kişisi, görünüşte farklı kişilik türlerini temsil etse de esas itibariyle tüketimin bütünlüğüne eşit olarak ulaşabilen ve burada benzer mutluluğu bulan bu insan türlerinin her birini temsil etmektedir.

Gösterinin arkasında gizlenen şey sefaletin birliğidir. Debord’a göre eğer ortak seçimlerin arkasında aynı yabancılaşmanın farklı biçimleri birbiriyle çatışıyorsa bunun nedeni bastırılmış gerçek çelişkilerden üzerine kurulu olan bu gösteri düzeninden kaynaklanmaktadır. Gösteri bu anlamda bağdaşmadığı ve desteklediği sefaletin zorunluklarına göre yoğunlaşmış yada yaygın olmak üzere iki farklı tezahür gösterebilmektedir. Yoğunlaşmış gösteri; geri kalmış karma ekonomilerde yada gelişmiş kapitalizmin bazı bunalım dönemlerinde görülen bürokratik kapitalizmin kendisidir. Birey global ekonomi mülkiyetiyle ilişkisini üyesi olduğu topluluğun bürokratik kurumları aracılığıyla kurmaktadır. Bürokratik kapitalizmde az gelişmiş olan mera üretimi daha yoğun olarak ortaya konulur. Onun topluma sattığı şey toplumun bütün emeği ve birlikte verdiği ayakta kalma mücadelesidir. Bürokratik ekonomi diktatörlüğü sömürülen kitlelere seçim hakkı tanımaz. Dayatılan temsiller, resmi olarak dayatılan şeyin bütünlüğünü kendi gösterisinde toplar ve genellikle totaliter bütünlüğün garantisidir. Yaygın gösteri; meta bolluğu, modern kapitalizmin engellenmemiş gelişmesidir. Burada tek tek ele alınan bir meta, nesneler bütünlüğünü üretim büyüklüğü adına haklı çıkaramaya uğraşır. Gösteri bu metaların övgüsü temellidir. Meta kendi egosuna sahiptir ve diğerleri ile sürekli bir yarış veya savaş halindedir. Tüketici meta bolluğunda tatmine ancak parçalar halince ulaşabilir.

Debord’a göre gösteri toplumunda zaman; belirli üretim temelinde kurulu olan toplumun gündelik yaşantısına sahte-döngüsel ve tüketilebilir bir zaman olarak geri dönmektedir. Sahte-döngüsel zaman[3] endüstrinin dönüştürdüğü zamandır. Temeli metaların üretimine dayanan zamanın kendisi de bir tüketim metasıdır. Toplumsal gerçekliğin birbirinden ayrılmış fenomenlerini yeniden bir araya getirerek, modern toplumda tüketilebilir, yeni ürünlerin hammaddesi olarak kullanılmaktadır. Yoğunlaşmış kapitalizm, en ileri sektöründe tamamen donanımlı zaman blokları satışa çıkarmaktadır. Bu zaman bloklarının her biri belli sayıda meta çeşidini bir araya getiren bütünleştirilmiş tek bir meta oluştururlar. Debord bu tanımlamasını şu örnekle açıklamaktadır: Yaygınlaşan hizmet ve eğlence sektöründe her şeyin dahil olduğu hesaplanmış ödeme formülleri ortaya konulmuştur. Bunlardan biri olan tatil satışları- bizim paket tatil dediğimiz olay- bir gösteri malı olarak zamanın uzaktan tanıtılması ve satışına dayanmaktadır. Meta burada bireye elde edebileceği gerçek yaşam anı olarak sunularak geri dönüşü beklenmektedir. Ancak geri dönen şey ancak daha gerçekçi görünüme bürünen gösterinin yaygınlaşmasıdır.

Kapitalist üretimin bütün toplumlar arasında sınırlanmayan bir yaygınlık kazanması Debord’a göre yaygın ve yoğun bir bayağılaşma sürecidir. Seri olarak üretilen metaların birikimi, bölgesel ve yasal engelleri aştığı gibi aynı zamanda mekanların özerkliğini ve niteliğini de yok etmektedir. Coğrafi mesafelerin önemini yitirdiği gösteri toplumu için artık mekanda gösterisel ayrılık içerisinde bir metaya dönüşmüştür. Şehircilik mekanın kapitalist düzen içerisinde mekanın meta olarak kullanılmasını ifade etmektedir. Debord’a göre şehircilik, kapitalizmin insanın doğal ve insani çevre üzerinde mutlak hakimiyet kurarak, tamamı kendi dekoruymuş gibi yeniden düzenlemesidir.

Debord’a göre ideoloji, tarihin çelişkilerle yüklü gidişatının sınıflı bir toplum düşüncesinin temelidir. İdeolojik olgular toplumun deforme olmuş bilincidir, deforme edici eylemi harekete geçiren güçtür. Öyleyse özerkleşmiş iktisadi üretimin ortaya koyduğu ideoloji ise, toplumsal gerçeklik ile bu gerçekliği kendi modeline uygun olarak biçimlendiren bir gösteri metasıdır. Gösteride öncelikle ideolojidir, çünkü kendi bütünlüğü içinde bütün ideolojik sistemlerin özününü sergilemektedir. Yoksullaşma, metaya köleleşme ve gerçek yaşamın yadsınması ise bu özün sergilenmesidir.

Son bölümde Debord kitabında açıklamaya çalıştığı gösteri toplumundan nasıl kaçınılması gerektiğini, neler yapılmasını gerektiğini şu şekilde açıklamıştır. Bu önermesini kendisi kadar açık ve anlamından uzaklaşmadan ifade edemeyeceğim için aynen almış bulunmaktayım:

Tersyüz edilmiş hakikatin maddi temellerinden kurtulmak, işte çağımızın kurtuluşunu oluşturan şey budur. Dünyaya hakikati yerleştirmeye dair bu tarihsel misyonu ne tecrit edilmiş birey ne de manipülasyonlara boyun eğmiş darmadağınık kalabalık yerine getirebilir. Bu misyonu ancak bugün ve daima gerçekleşmiş demokrasinin yabancılaştırmayan biçimine yani pratik teorinin kendi kendini denetlediği ve kendi eylemini görebildiği Konsey’e bütün iktidarı devretmek suretiyle bütün sınıfların çözülmesini gerçekleştirmeye muktedir sınıf yerine getirebilir. Bu kurtuluş bireylerin doğrudan doğruya evrensel tarihe bağlı oldukları ve diyaloğun kendi koşullarının zaferini sağlamak için silahlandığı yerden başka yerde mümkün değildir.”

SONUÇ

Guy Debord’un 1967 senesinde yayınlanmış olan eseri, “La Société du spectacle” (Gösteri Toplumu)[4], toplam 9 bölüm dahilinde okuyucuya sunulan 221 kısa tezden oluşmaktadır. Marksist eleştiri geleneğinden gelmekte olan Debord’un eserini, ABD ve Avrupa’da giderek yaygınlaşmakta olan medya araçları ve tüketim kültürlerinin gelişme süreciyle beraber değerlendirmek önemlidir.  “Gösteri Toplumu”, gerek sosyolojik, gerekse felsefi bir takım önermeler dahilinde, tarihsel süreçte  ilerleyen zamanlarda Jean Baudrillard, François Lyotard gibi isimlerin eserlerinin ortaya çıkmasıyla beraber temelleri atılacak olan post-modern düşünceye de ilham kaynağı olacak görüşler içermektedir.

Guy Debord 1967 yılında kaleme aldığı Gösteri Toplumu’nun Fransızca 3. baskısı için hazırladığı önsözde kitabının amacını açıkça belirtmektedir; “Bu kitabı, gösteri toplumuna bilinçli bir şekilde zarar vermek amacıyla yazıldığını göz önüne alarak okumak gerekir. Bu kitap asla abartılı bir şey söylemedi.” Eserinin abartıdan uzak olduğunun altını çizmesi bir anlamda kitabını, kendisinin gördüğü son baskısına kadar tek kelime değiştirmemiş oluşuyla da yakından ilgilidir. Çünkü ona göre Gösteri Toplumu bir eleştiri teorisidir ve eleştiri teorisi ilk kez ortaya konduğu ve doğru bir şekilde tanımlandığı uzun tarihsel dönemin koşulları çürütülmediği sürece değiştirilmemelidir. Debord’a göre dönemin kaydettiği gelişmenin sürekliliği bu anlamda gösteri teorisini doğrulamaktan ve sergilemekten başka bir şey yapmamıştır, dolayısıyla da teorisini değiştirme ihtiyacı duymamıştır. Aksine kitabının çeşitli zamanlarda yapılan baskılarının önsözlerinde teorilerinin doğruluğu gösteren fiili değişikliklerden bahsetmektedir. Benzer şekilde 1988 yılında kaleme aldığı Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar adlı eserinde yoğunlaşmış ve yaygın olarak tanımladığı, birbirine rakip gösterilerin var olan gösterinin dünya çapındaki işbölümünün ortak biçimi olan bütünleşmiş gösteride bu iki türün kaynaştığını ifade etmektedir.

Debord’un kendi deyişiyle eleştiri teorisi olan bu kitabı 1967 yılında ilk kez yayınlandığında ortaya koyduğu tezleri çoğu kişi için şok yaratmış ve ‘kahince’ değerlendirilmiş. Ancak ilerleyen zamanda Debord karamsar olduğu kadar ileri görüşlü bir filozof olduğu anlaşılmıştır. Debord kitabını etkileri tüm dünyaya dalga dalga yayılan ’68 olaylarının hemen öncesinde, dönemin gerilimli, huzursuz ve karamsar atmosferinde yazmıştır. Bu karamsarlık kitabının her yerinde kendini hissettirmektedir. Debord umutsuzdur ve bu umutsuzluk Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar ‘da kendini belli etmektedir. Debord eserinde Hegel’in diyalektiğinden, Marx’ın çözümlemesinden, Feuerbach ve anarşist kuramcıların tezlerinden ve 60’lı yılların başında kurucularından olduğu Sitüasyonist Enternasyonal grubunun düşüncelerinden etkilendiği açıkça gözükmektedir. Tezlerinin büyük çoğunluğunda etkilendiği isimlerinin tezlerini açıkladığı veya bir araya getirerek kendi tezlerini ortaya koyduğu görülmektedir. Tezlerinin temel konuları da aynı şekilde etkilendiği isimlerin büyük çoğunlukla ele aldıkları, iktidar, ekonomi, iktisadi bölüşüm, değerlerin farklılaşması vb. konulardır.

Debord’un Gösteri Toplumu’nu genel görüntüsü ile ele aldığımızda, hayatımızın her alanında hakimiyet kuran bu temsiller birikintisinin; her bir boyutuna yıkıcı bir eleştirellikle saldıran bir rehber, bir manifesto özelliği görmekteyiz. Bu eleştirel duruşu, okurken sıklıkla yüzleştiğimiz gerçeklerin, sadece yaşadığımız toplumsal hayattaki yanlışlıkları değil, bir birey olarak hepimizin bu yanlışlığın besleyicisi ve üreticisi olduğumuzu da göstermektedir.

[1] KİTAPLARI: 1967; Gösteri Toplumu (La Societe du Spectacle) , 1978;Sinematografik Bütün Eserler (Euvres Cinematographiques Completes) , 1985; Gerard Lebovici’nin Öldürülmesi Üzerine Mülahazalar (Considerations Sur L’assasinat de Gerard Lebovici), 1988; Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar ve ‘Gösteri Toplumu’nun İtalyanca Dördüncü Baskına Önsöz (Commentaires sur la Societe du Spectacle Suivie de Preface a la Quatrieme Edition İtalienne de’la ‘Societe du Spectacle’), 1989; Övgü (Panegyrique), 1993; Şu Kötü Ün (Cette Mauvaise Reputation)

FİLMLERİ: 1952; Sade için Ulumalar(Hurlaments en Favoeur de Sade), 1959; Çok Kısa Bir An Boyunca Birkaç Kişinin Geçip Gidişi Üstüne (Sur le Passage de Quelgues Personnes a Travers Une Assez Courte Unite de Temps), 1961; Ayrılığın Eleştirisi (Critique de la Seperation)

[2] Kültürel çalışmalar alanında önemli bir isim olan  Stuart Hall 1997 yılında derlediği kitaptaki Representation, Meaning and Language adlı kendisine ait olan makalesinde temsili; “Dili kullanarak anlamlı bir şey söylemek ya da diğer insanlara dünyayı anlamlı bir şekilde sunmaktır.” Şeklinde tanımlamıştır. Temsil, anlamın üretildiği ve bir kültüre ait üyeler arasında paylaşıldığı sürecin önemli bir parçasıdır. Dilin kullanımını, işaretlerin ve imgelerin şeyleri temsil etmesini ya da yerine kullanılmasını içermektedir. Temsil bir mücadele alanıdır. Baskın olanda çekinik iken alttan alta sürdürülmekte olanda var olabilmek, ortaya çıkabilmek, etkili olabilmek ya da diğerini bastırabilmek için sürekli mücadele etmektedir. Kültürün bir mücadele alanı olarak değerlendirilmesi bu alandaki kuramsal tartışmaların da zemini oluşturmaktadır. Temsilden anlaşılmak istenen bu değerlendirmede Stuart Hall’un tanımlanması perspektifinde ele alınmıştır.

[3] Döngüsel Zaman kavramından tarihsel süreçte ilk kez bahseden İbni Haldun’dur. İbni Haldun Mukaddime adlı eserinde devletlerin ve medeniyetlerin Arap-Müslüman dünyasında geçtikleri aşamaları döngüsel bir şekilde tasvir etmektedir.  Kuruluş̧ ilerleme, doruk noktası, çöküş̧ ve yok olma şeklinde birbirini takip eden aşamalarla tanımladığı bir devletin hayatı, insan hayatı ile çok büyük benzerlikler taşımaktadır. Debord’da kitabının V. bölümünde benzer şekilde durağan toplum olarak nitelendirdiği göçebe ve modern toplum öncesi toplumların döngüsel zaman modeline sahip olduklarını ifade etmektedir. Debord’a göre kapitalizmin gelişmesiyle geri dönüşsüz zaman dünya çapında evrensel bir gerçeklik haline gelmiştir. Her yerde ve her zamanda aynı olarak tanıtılan zaman aslında zamanın zaman içindeki reddinden başka bir şey değildir. Geri dönüşsüz zaman- ilerlemeci tarih anlayışı- öncelikle bir meta ölçüsüdür. Bu nedenle toplumların genel zamanı olarak tanıtılan bu zaman aslında uzmanlaşmış çıkarları ifade eden özel bir zamandan başka bir şey değildir.

[4] Türkçe alt yazılı filmi izlemek için de; http://www.youtube.com/watch?v=IaHMgToJIjA

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.