IŞIK TANRISI-ROGER ZELAZNY

Hint felsefesine, dini inançlarına, mitolojisine aman aman merak sardığım bir dönem hiç olmamıştır. Hindistan’a yolculuk yapan arkadaşlarımı nedense hiç anlayamamışımdır. Bir kalabalıktan çıkıp daha beterine gitmeyi istemek, bunun yanında daha fazla neme, sıcağa katlanacağımı ve en önemlisi toplumsal hijyenin yerlerde olduğu bir ülkeye gideceğimi düşünmek her zaman tuhaf gelmiştir. İnsan bunlara neden katlanır ki? Hindistan’a ve insanlarına karşı hep bir önyargım olduğunu kabul ediyorum. Bunun bir nedeninin de eğitim sistemimizdeki oldukça sık tekrarlanan “Hindistan=Kast sistemi”, “Kast Sistemi =Eşitsizlik” söyleminin bendeki etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu söylem o kadar kafama yerleşmiş ki sanki oraya gidersem zaten elimde avucumda bir yudum olan “Eşitlik” anlayışımın da elimden alınacağını düşünüyorum. Hindistan benim için gerçekten büyük bir tabu.

 Roger Zelazny’nin “Işık Tanrısı” adlı kitabı Hint mitolojisine merak duyanlar için oldukça ilgi çekici bir kitap olduğunu söylemeliyim. Hint mitolojisine merakınız varsa “Mahabharata” Destanını araştırmanızı tavsiye ederim. MÖ 400’de son şeklini aldığı düşünülen ve Hinduizm’in en önemli yazılı kaynaklarından biri sayılan oldukça uzun bir destandır kendisi. Bu destanı ilginç yapan tasvir edilen silahların günümüz nükleer silahlarına çok benzemesinin yanı sıra anlatılan savaş sahnelerinin dünya üzerinde bilinen hiçbir savaşa benzemesidir. Destanın tamamının Türkçeye çevrilmiş halini internetten bulabilirsiniz. Benim bu destanla tanışmam -tatbikî de-  uzaylıların varlığına kafaya taktığım ve mitolojilerde, destanlarda izlerini aradığım bir döneme denk geliyor. Çokta uzun bir zaman değil geçen sene 2017 işte. J

Bu kitabı Netflix’in “Wild Wild Country” belgeselini izlediğim zaman diliminde okumuş olmam gerçekten güzel bir zamanlama oldu. Roger Zelazny’nin 1967 yılında ilk kez yayımladığı “Işık Tanrısı” da aslında belgeselde de anlatılan dönemin zihniyetinin bir parçasıdır. Batı toplumunun insanı iki büyük dünya savaşı sonrasında bütün maneviyatını kaybetmiştir. Yeni arayışlar yeni inanışlar peşine düşmüş ve bu yokluğu Doğu felsefeleri doldurmaya çalışmıştır. Hint ve Uzak Doğu mitolojileri inanılmaz ilham verici kaynaklardır. İnsanlara hiç tatmadıkları duyguları inanç dünyalarının bir parçası olarak sunmuştur ki bu Batı insanı için çok yeni bir şeydir. Büyük dinler sorgusuz sualsiz inanmayı emrederken, Doğu dinleri hissederek, acının, neşenin, üzüntünün bir parçası olarak inanmayı öğütler. O yüzden açlığın da savaşın da üzüntünün de, aşkın da bir Tanrısı vardır. İnsan hissettiğine tapınır. Enerjisini bir duyguya yönlendirerek huzur bulmaya çalışır.

Roger Zelazny’ de kendi döneminin iki büyük olgusunu -Hinduizm ve bilimkurgu- “IşıkTanrısı” adlı kitabında birleştirmiştir. Kitabı okurken zaman zaman bunlar ne söylüyor diye çok düşündüm. Çünkü şiirsel anlatımlar oldukça fazla yer alıyor. Kendinizi bir bilimkurgu romanı değil de Hint destanlarını okuyor gibi hissettiğiniz tam o anda size teknolojik birtakım gelişmelerden bahsederek, sizi o şiirsel anlatımdan koparıyor. Bir anda yüzünüze su atılmış gibi hissediyorsunuz. Sıkıldığınızı unutup acaba ileride nasıl bir olaydan, aletten, durumdan bahsedecek diyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz.

Kitapta bahsedilen karakterler Hint mitolojisinin Tanrıları ve ana karakterimiz ise Buddha, Siddharta ya da Mahasamatman, nam-ı değer Işık Tanrısı. Kendisi Gökyüzü Tanrılarına savaş açmış durumda. Çünkü Gökyüzü Tanrıları çoktan yok olan Dünya dışında 4 tane aya sahip başka bir gezegeni ele geçirmişler, savaşlarla bu gezegende yaşayan iblisleri mağaralara hapsetmişler ve zaman içerisinde kendi insanlarını da köleleştirmişlerdir. İnsanlığın sahip olduğu bütün bilgiye el koymuşlardır ve yeni bir gelişe, ilerleme olmasına izin vermemektedirler. Kendilerine son teknoloji ile kutupta bir Gökyüzü kenti yapmışlar ve insanların hayatlarının temeline gece gündüz Gökyüzü Tanrılarına ibadeti koymuşlardır.  Ödül olarak ise reenkarnasyonlarını garantilemişlerdir. Bunun anlamı ne kadar çok Tanrılara ibadet eder yani onlar için para harcarsanız, bir sonraki hayatınızda o kadar iyi bir insan bedeninde devam ederseniz. Belli seviyeleri geçtiğiniz takdirde de Gökyüzündeki Tanrıların arasında stajyer Tanrı olarak bile yer alabilirsiniz. Ölüm kaçınılmaz bir son olmaktan çıkmıştır. Varlığınız nesillerle değil farklı bedenlerde, Tanrı iseniz sizin isteğiniz doğrultusundaki bir bedende, insan iseniz ibadet gücünüzün yani paranızın satın alabileceği bir beden ile devam etmektedir. Ancak Tanrıları kızdırırsanız hayvan bedenlerinde aşağılanmaktasınızdır ve bundan kurtuluşunuz yoktur.

İşte bizim Işık Tanrımız bu tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale olarak karşı çıkmaktadır. Işığı tüm insanlara getirerek onların kendi hür iradeleri ile seçim yapmalarını istemektedir. Kendi özlerini kavramalarını, iyi ile kötüyü, Samsara ve Nirvana’yı birleştirerek, dünyayı idrak ederek yaşamlarını istemektedir. Karmanın yükünden kurtulmalarını istemektedir. Işık Tanrısı’nın kendi sözleri ile bu yazımı tamamlamak istiyorum. Hayatınıza bir düş sokmak istiyorsanız bu düşü siz kurduğunuz için yapın başkaları sizin yerinize düş kurduğu için değil. Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Işık Tanrısının daha derin anlamlarında görüşmek üzere.

“Her şeyi iyi belleyenler arasına isyan tohumları atabilmek çok zordur. Cefasını yıllardır çekiyor olmalarına rağmen, zihinlerinde şerre yer yok. İşkence tezgahına yatırılmış bir köle…yeniden doğacağına inanıyorsa… belki de şişman bir tüccar olarak… isteyerek çekerse acıyı… onunla, verecek sadece tek canı olan adamın bakış açıları bir değildir. o anki acısı ne denli büyük olursa gelecekteki mutluluğunun da  o ölçüde artacağına inanarak her şeye katlanabilir. Eğer böyle bir iyiye ya da kötüye inanmayı seçmezse, belki de güzellik ve çirkinlik onun hizmetine sunulabilir. Değişen sadece isimlerdir.”

KAPAK ARKASI

“Yazılmış en iyi beş bilimkurgu romanından biri.”-George R.R. Martin

“ASLA BİR TANRI OLDUĞUNU İDDİA ETMEDİ. GERÇİ BİR TANRI OLMADIĞINI DA İDDİA ETMEDİ.”

Roger Zelazny, farklı mitolojileri bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlana Işık Tanrısı ise sade bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman’ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları’na fikir babalığı yapmakla kalmadı, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı oldu. Martin’in epik serisi Buz ve Ateş’in Şarkısı’ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan aldı,tıpkı Sam Tarly’nin ismini kitabın başkahramanı Sam’den aldığı gibi.

Dünya yok olalı çok uzun bir süre olmuştu. Kolonileşmiş bir gezegendeki tüm teknolojik gücü ele geçiren insanlar ise kendilerini ölümsüz kılmış ve Hint tanrılarının rolünü üstlenerek o gezegenin kontrolünü ele geçirmişti.

Ancak bu kötü niyetli topluluğa karşı çıkacak biri vardı: Siddharta ya da Mahasamatman, nam-ı değer Işık Tanrısı.

 Işık Tanrısı, tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.